İngilizce a ne demek? İngilizce a nedir? | İngilizce-Türkçe Sözlük





Sözcüklerde ara
Açıklamalarda ara



a

Açıklamalar
bir, herhangi bir

İçinde a geçen söz türkümleri:
a bad egg sözünde durmayan, kendisine güvenilmeyen, itin teki
a bad lot sağlam ayakkabı değil, sütü bozuk, it kopuk
a bad mark kırık not, kötü not
a bad turn kötülük
a bag of nerves sinir küpü
a bed of roses güllük gülistanlık yağday
a bee in one's bonnet fikri sabit, saplantı
a bird in a gilded cage altın kafesteki kuş
a bit biraz, bir kırık, zerre kadar, bir damcı, bir kırtık, dıngılı
a bitter pill acı bir reçete, acı bir ilaç, beraberinde kıyınlıklar bulunan çözüm yolu
a black eye morarmış göz
a bundle of nerves sinir küpü
a can of worms içinden çıkılması kıyın yağday
a change for the worse kötü bir değişiklik
a chip off the old block hık demiş burnundan düşmüş, (anasını/atasını) iteleyip yerinde durmuş
a close shave kıl payı kaçış
a cut above -den daha yakşı, yakşırak, daha üstün
a dark day karanlık gün
a dark saying kapalı söz
a dime a dozen harcıâlem, erzan ve çok
a drop in the bucket devede kulak
a drop in the ocean okyanusta damla, devede kulak, çok az
a fat lot hiç
a few birkaç, bir niçe, bazı
a flash in the pan kuru gürültü, boşa çıkan gayret
a flourish of trumpets merasim borusu
a gleam of hope bir ümit ışığı
a good buy kârlı bir alışveriş
a good deal oldukça çok, bir dünya
a good turn iyilik, yardım
a great deal of pek çok, niçe-niçe, çoklu miktarda, külli
a great deal çok, etek-etek
a great number of oldukça çok, çok sayıda, külli
a green eye kem göz
a hairbreadth escape kıl payı kurtulma
a hard nut to crack çetin ceviz
a hell of a lot çok fazla
a horse of another color tamamıyle farklı bir konu
a hundredfold yüz kat, yüz misli
a kind of bir çeşit
a king's ransom büyük para
a la carte alakart, yemek listesine göre
a la mode modaya uygun
a little bit azıcık, bir parça, zerre kadar, biraz, bir hırda, bir balaca
a little biraz, dıkkılı, bir balaca
a load of bir sürü, dolu
a lot of birçok, niçe-niçe, bir dünya, kârlı, külli
a lot çok, bir yığın
a matter of course kaçınılmaz son, beklenen son
a matter of life and death hayat memat meselesi
a matter of meselesi
a month hence bundan bir ay sonra
a narrow escape güç bela kurtulma
a narrow shave kıl payı kaçış
a number of birkaç
a one-track mind sabit fikirlilik
a paragon of virtue fazilet örneği
a piece of cake çocuk oyuncağı, basit iş
a posteriori sonsal
a pretty penny dünyanın parası, çok para
a priori apriori, tecrübeden evvel, önce, evvelce
a raft of yığınla, bir sürü
a ready pen iyi yazı yazma yeteneği
a riot of colour renk cümbüşü
A rolling stone gathers no moss Yuvarlanan taş yosun tutmaz
a roof over one's head başını sokacak bir yer
a round oath okkalı küfür
a sly dog ne yapacağı belli olmayan kimse
a square peg in a round hole yerine uymayan kimse
a stone's throw away bir taş atımlık mesafede
a trifle oldukça, epey, bir dereceye kadar
a trip around the world dünya turu
a white lie zararsız yalan
a word in your ear gizli söz
act by a majority çoğunlukla karar almak
adjust a difference anlaşmazlığı halletmek
after a fashion muayyen dereceye kadar, bir kadar, özüne göre bir nev, bir cür
after a while biraz sonra
all of a piece hemahenk, armonili, tam, bitkin, bitev hasiyet, aynı keyfiyetli, vahit, (neyese) uygun olarak, özüne beraber
all of a sudden ansızın, birdenbire
all of a tremble tir tir, zangır zangır titreyen
apply a match kibritle tutuşturmak
appoint a committee komisyon görevlendirmek
appoint a representative temsilci atamak
arm of a balance terazi kolu
as a matter of course doğal olarak
as a matter of fact aslında, aslına baksan, işin doğrusu, mağzı ondan ibarettir ki, matlap itibariyle, mahiyetçe, hakikaten
as a result of yüzünden, nedeniyle
as a result sonuç olarak
as a rough draft taslak halinde
as a rule genelde, çoğunlukla
as chirpy as a cricket cıvıl cıvıl
as easy as falling off a log tereyağından kıl çeker gibi
as mad as a hatter kaçık, zırdeli
as obstinate as a mule katır gibi inatçı
as stiff as a poker oklava yutmuş gibi
as tall as a maypole sırık kadar uzun
as thin as a lath çöp gibi, çok ince
as thin as a rake çöp gibi, çok ince
as timid as a mouse süt dökmüş kedi gibi
at a glance bir bakışta, hemen
at a guess tahminen
at a loss şaşkın, afallamış, zararına
at a low figure ucuz fiyata
at a pinch gerekirse
at a premium nadir, zor bulunur
at a price yüksek fiyatla
at a rate of knots fırtına gibi
at a rough estimate tahmini bir hesapla
at a snail's pace ağır aksak
at a stretch durup dinlenmeden
at the drop of a hat aniden, birdenbire, ha deyince
balance of a debt borç bakiyesi
base of a column sütun tabanı
based on a contract sözleşmeli
be a bad whip kötü araba kullanmak
be a dead loss bir boka yaramamak
be a disincentive yıldırmak, cesaretini kırmak
be a good whip iyi araba kullanmak
be a nobody bir hiç olmak
be a nullity bir hiç olmak
be a shot in the arm ilaç gibi gelmek
be a whale at ustası olmak
be able to take a joke şaka kaldırabilmek
be all in a dither tir tir titremek, çok heyecanlanmak
be as busy as a beaver başını kaşıyacak vakti olmamak
be as busy as a bee başını kaşıyacak vakti olmamak
be awarded a bid ihale kazanmak
be caught in a cleft stick açmaza düşmek
be caught in a quagmire çıkmazda olmak
be enough to make a saint swear dinden imandan çıkarmak
be in a hurry acelesi olmak, aşıkmak
be in a position to -cek durumda olmak
be in a quandary ikilem içinde olmak
be in a temper ters davranmak, huysuz olmak
be in a tight corner köşeye sıkışmak
be like a cat on hot bricks burnundan solumak
be like a cat on tin roof burnundan solumak
be making a bomb büyük kâr sağlamak
be on a diet rejim yapmak
be on a go slow işi yavaşlatmak
be on a good wicket iyi durumda olmak
be struck all of a heap küçük dilini yutmak
be under a cloud şüphe altında olmak
be worn to a shadow kan ter içinde kalmak
bear a grudge kin beslemek
beat a retreat geri çekilmek, ricat etmek
beat to a pulp öldüresiye dövmek
become a byword dillere destan olmak
betray a secret sır vermek
birds of a feather flock together tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş
blaze a trail baş çekmek, iz sürmek
blow a fuse sigorta atmak, tepesi atmak
brave as a lion aslan yürekli
break a contract sözleşmeye uymamak, anlaşmayı ihlal etmek
break a habit kötü alışkanlıktan kurtulmak
break a promise sözünü tutmamak, sözünden dönmek
break a record rekor kırmak
break a strike grevi dağıtmak
break out in a cold sweat soğuk terler dökmek
bring in a bill yasa tasarısı sunmak
bring in a verdict of guilty suçlu bulmak
build a fire under birine fitil vermek
burn to a crisp kömür gibi yakmak
burn with a low blue flame ateş püskürmek, barut kesilmek
burst like a bubble sabun köpüğü gibi sönmek
buy a pig in a poke gözü kapalı satın almak
call a halt durdurmak
call a spade a spade dobra dobra konuşmak
call it a day paydos etmek
carry a message haber taşımak
carry a motion bir teklifi onaylatmak
carry a torch abayı yakmak
carry on a lawsuit davacı olmak
cash a check çek bozdurmak
cast a shadow over gölge düşürmek
cast a spell upon büyü yapmak
catch a cold nezle olmak, üşütmek
catch a tartar çetin cevize çatmak
cause a disturbance huzursuzluğa sebep olmak
cause a loss zarar vermek
cause a sensational emotion sansasyona neden olmak
cause sb a trouble başına dert açmak
cherish a serpent in one's bosom koynunda yılan beslemek
cherish a viper in one's bosom koynunda yılan beslemek
cling like a leech sülük gibi yapışmak
close a bank account banka hesabını kapamak
come a cropper naneyi yemek, baş aşağı gitmek
come a purler başaşağı düşmek
come to a dead end çıkmaza girmek
come to a decision karara varmak
come to a head dönüm çekidine gelmek, olgunlaşmak
come to a sticky end bok yoluna gitmek
commit a sin günah işlemek
conduct a research araştırma yapmak
conduct a survey anket yapmak
contract a debt borca girmek
cost a packet tuzluya mal olmak
cost a pretty penny pahalıya mal olmak/patlamak
crack a joke fıkra patlatmak, şaka yapmak
create a stink kıyameti koparmak
cultivate a friendship dostluk kazanmaya çalışmak
cut a big swath caka satmak
cut a tooth diş çıkarmak
cut a wide swath caka satmak
cut sb off with a shilling birini mirastan yoksun etmek
dash off a letter bir mektup karalamak
dead as a dodo ölmüş, tarihe karışmış
deaf as a post duvar gibi sağır
decide against a thing birşeyin aleyhinde karar vermek
decide for a thing birşeyin lehinde karar vermek
declare a ceasefire ateşkes ilan etmek
declare a truce mütareke ilan etmek
deliver a speech söylev vermek, nutuk atmak
desert a sinking ship batan gemiyi terk etmek
die a glorious death şerefli bir şekilde ölmek
dig a pit for sb çukurunu kazmak
dig a pit çukur kazmak
dip into a book bir kitabı gözden geçirmek
do a bargain pazarlık etmek
do a bunk tüymek, sıvışmak, kaçmak
do a double take gözlerine inanamamak
do a roaring trade büyük kâr sağlamak
do a service hizmet etmek
do sb a favour birine bir iyilikte bulunmak
do sb. a good turn kimese hizmet göstermek, bir kese yakşı hizmet etmek
do sth for a giggle gırgırına yapmak
draw a bead on göz koymak
draw a bill borç senedi düzenlemek
draw a blank başarısız olmak
draw a bow at a venture boş atıp dolu tutmak
draw a check çek keşide etmek, çek yazmak
draw a commission komisyon sağlamak, komisyon almak
draw a conclusion sonuç çıkarmak
draw a deed belge düzenlemek, belge tanzim etmek
draw a long date uzun vadeli keşide etmek
draw a parallel between benzetmek
draw a picture resim çizmek
draw a prize ödül kazanmak
draw a veil over sth bir şeyin üstüne perde çekmek
draw a veil over üstüne perde çekmek
draw up a deed belge düzenlemek, senet düzenlemek
dress a ship gemiyi bayraklarla donatmak
drink like a fish sünger gibi içmek
drive a hard bargain sıkı pazarlık etmek
drop a bombshell bombayı patlatmak
drop a brick çam devirmek, pot kırmak
drop a clanger çam devirmek, pot kırmak
drop a few lines iki satır yazmak
drop a hind imada bulunmak
drop a hint bile bile ağzından kaçırmak
drop a line iki satır yazmak
drop a remark kasten söylemek
drop like a hot potato bağları koparmak
drunk as a lord fitil gibi sarhoş, zilzurna sarhoş
eat like a bird kuş gibi yemek
eat like a horse fil gibi yemek
eke out a living güçlükle geçinmek
elect by a relative majority nispi çoğunlukla seçmek
elect by a simple majority salt çoğunlukla seçmek
embark on a business bir işe girişmek
embark on a career bir mesleğe başlamak
enter a business bir işe girmek
enter a motion önerge vermek
enter a profession bir meslek edinmek
enter a protest protesto etmek
enter a religion bir tarikata girmek
enter in a book deftere kayıt etmek
enter into a bargain pazarlığa girişmek
enter into a bond anlaşma yapmak
enter into a lease kira anlaşması yapmak
enter into a partnership ortaklığa girmek
equity of a company öz sermaye
extinguish a fire yangını söndürmek
eye for an eye and a tooth for a tooth göze göz, dişe diş
fall into a trap tuzağa düşmek
fat as a pig yağ tulumu gibi
fee a waiter garsona bahşiş vermek
feel like a fish out of water sudan çıkmış balığa dönmek
feel like a million dollars bomba gibi olmak
feel like a wet rag çok yorgun hissetmek
fetch a compass dolaşmak
fetch a price belirli bir fiyata satılmak
file a suit dava açma
fill a tooth diş dolgusu yapmak
fill up a form form doldurmak
fire a broadside borda ateşi etmek
fire a volley yaylım ateşi açmak
fit as a fiddle turp gibi
fit for a king krallara layık
fit like a glove tam uymak, kalıp gibi oturmak
flog a dead horse havanda su dövmek, boşa nefes tüketmek
fly a kite sahte bono çıkarmak
fly into a passion kızmak, öfkelenmek
fly into a rage tepesi atmak, köpürmek
fly into a tantrum heyheyleri tutmak, babaları tutmak
fly into a temper tepesi atmak
for a mere song yok pahasına
for a rainy day zor günler için, kara gün için
for a song çok ucuza, kelepir
for a time kısa bir süre için
for a while bir süre
forget about a thing birşeyi büsbütün unutmak
form a picket line grev gözcülüğü yapmak
frustum of a cone kesik koni
generous to a fault eli bol
gentle as a dove halim selim
get a clean bill of health temiz kâğıdı almak
get a cross anlaşılmasını sağlamak, açıklamak
get a crush on sb birine gönül bağlamak
get a hand alkış toplamak
get a job işe girmek
get a long gitmek, ayrılmak, ilerlemek, başarmak, becermek
get a lump in one's throat boğazı düğümlenmek
get a move on acele etmek
get a passport pasaport çıkarmak
get a rocket papara yemek, zılgıt yemek
get a run for one's money semeresini görmek
get a slap in the face şamar yemek
get a slap on the wrist fiske yemek
get a swelled head ne oldum delisi olmak
get a way with sth paçayı kurtarmak
get all of a dither eli ayağına dolaşmak
get by on a shoestring tencerede pişirip kapağında yemek
get into a mess başı derde girmek
get into a rut tekdüze bir yaşama başlamak
get into a temper tepesi atmak
get into a towering rage küplere binmek
get into in a jam başı derde girmek, başı dertte olmak
get on like a house on fire hemen arkadaş olmak
get one's ducks in a row işlerini yoluna koymak
get out of a scrape yakasını kurtarmak
give a bribe rüşvet vermek
give a command emir vermek
give a dinner yemek vermek
give a fair crack of the whip özünü göstermek
give a green light yeşil ışık yakmak
give a lick and a promise yalapşap yapmak
give a play temsil vermek
give a present hediye vermek
give a promise söz vermek
give a rap on the knuckles azarlamak, haşlamak
give a report rapor vermek
give a vent to açığa vurmak
give as a present armağan olarak vermek
give one a cold bir kimseye nezle geçirmek
give one a dose of one's own medicine anladığı dilden muamele etmek
give sb a black eye birinin gözünü morartmak
give sb a buzz birine çınka etmek
give sb a call birine çınka etmek
give sb a carte blanche birine açık bono vermek
give sb a dirty look birine ters ters bakmak
give sb a free hand arzusuna bırakmak
give sb a good dressing-down birisine verip veriştirmek
give sb a good hiding birine sopa atmak
give sb a lift birisini arabasına almak
give sb a nod başıyla selam vermek
give sb a piece of one's mind ağzının payını vermek
give sb a ring -e çınka etmek
give sb a talking-to azarlamak, paylamak, fırça çekmek
give sth a miss -e boş vermek
giver of a bill keşideci
go a long way çok iş görmek, çok dayanmak
go about a task bir işi ele almak
go for a song çok ucuza gitmek, yok pahasına satılmak
go for a walk yürüyüşe çıkmak
go into a coma komaya girmek
go into a nose dive başaşağı gitmek
go into a tailspin bunalıma girmek
go off at a tangent daldan dala konmak
go on a conducted tour rehber eşliğinde geziye çıkmak
go on a cruise vapurla geziye çıkmak
go on a diet rejim yapmak
go on a go slow işi yavaşlatmak
go on a guided tour rehberli geziye çıkmak
go on a hunger strike açlık grevine başlamak
go on a journey yolculuğa çıkmak
go on a picnic piknik yapmak
go on a pilgrimage hacca gitmek
go on a round-the-world tour dünya turuna çıkmak
go on a sight-seeing tour tura çıkmak
go on a trip gezintiye çıkmak
go on a world trip dünya turuna çıkmak
go to hell in a handbasket beş para etmemek
grade A birinci kalite
grasp at a straw yılana sarılmak
grin like a Cheshire cat pişmiş kelle gibi sırıtmak
grow a beard sakal bırakmak
hair not turn a hair kılını bile kıpırdatmamak
hair to a hair tıpı tıpına
hang by a hair sallantıda kalmak
hang by a thread pamuk ipliğiyle bağlanmak, tehlikede olmak
have a bad time çok sıkıntı çekmek
have a ball çok iyi vakit geçirmek
have a bash at bir denemek, el atmak, girişmek
have a bash bir denemek
have a bath banyo yapmak
have a bathroom banyo yapmak, yıkanmak
have a bill protested senedi protesto olmak
have a bone to pick with görülecek bir hesabı olmak
have a card up one's sleeve gizli bir josparı olmak
have a care çaba sarf etmek, ihmal etmemek
have a chat mırt vurmak
have a chip on one's shoulder öfkesi burnunun ucunda olmak
have a crush on abayı yakmak
have a death adder in one's pocket günahını vermemek
have a drink bir şey içmek
have a finger in every pie her işte parmağı olmak
have a good head on one's shoulders sağduyu sahibi olmak
have a good mind to do sth yapmayı aklına koymak
have a good time iyi vakit geçirmek, eğlenmek
have a haircut saçını kestirmek
have a hand in -de katkısı bulunmak, bir işle ilgisi olmak
have a heart of gold altın gibi kalbi olmak
have a heart of stone taş yürekli olmak
have a high temperature ateşi olmak
have a hold over elinde kozu olmak
have a holiday izine çıkmak, tatile çıkmak
have a hunch içine doğmak
have a liking for -den hoşlanmak
have a long wait uzun süre beklemek
have a look at sth -e bir göz atmak, bakmak
have a look at -e bir göz atmak, bakmak
have a lump in one's throat boğazı düğümlenmek
have a meal yemek yemek
have a mind to niyeti olmak
have a pity on acımak
have a quick temper canı tez olmak
have a roof over one's head başını sokacak bir yeri olmak
have a roving eye çapkın olmak
have a rubdown masaj yaptırmak
have a run of luck şansı yaver gitmek
have a screw loose bir tahtası eksik olmak
have a seat lütfen oturun, buyrun oturun
have a share in payı olmak
have a shave tıraş olmak
have a shower duş almak
have a sinking feeling paniğe kapılmak
have a smack at bir denemek
have a soft spot for düşkün olmak
have a sore throat anjin olmak
have a stab at denemek
have a temperature ateşi olmak
have a thick head kalın kafalı olmak
have a voice in sth bir şeyde söz sahibi olmak
have one's nose in a book kitaptan başını kaldırmamak
head of a section şube müdürü, kısım amiri
hear a pin drop sinek uçsa duymak
heave a sigh of çekmek
hide one's light under a bushel özünü göstermemek
hit a snag çıkmaza girmek
hitch one's waggon to a star gözü yükseklerde olmak
hold a secret sır saklamak
hot harm a hair of sb's head birinin kılına bile dokunmamak
It doesn't matter a brass farthing Vız gelip tırıs gider
impose a tax vergiye bağlamak
in a brace of shakes göz açıp kapayıncaya kadar
in a breeze kolayca, bir solukta
in a crowd kalabalık halde, küme halinde
in a daze afallamış, sersemlemiş, şaşkın bir durumda
in a dead heat at başı beraber
in a fit of pique gücenerek, kırgın bir şekilde
in a huff asık suratla
in a jiffy kaşla göz arasında
in a mad rush çılgın gibi
in a pickle zor durumda
in a pinch gerekirse
in a sense bir bakıma
in a tight corner köşeye sıkışmış vaziyette, zor durumda
in a tight spot sıkıntıda, zor durumda
in a trice en kısa zamanda, bir an önce
in a way bir bakıma
in a word kısacası
in for a penny battı balık yan gider
in two shakes of a lamb's tail kaşla göz arasında
interested in a thing bir şeye meraklı
issue a decree kararname çıkarmak
jump through a hoop kul köle olmak
just a little az-maz, bir uğur
keep a low profile dikkat çekmekten sakınmak
keep a promise sözünü tutmak
keep a secret sır tutmak, sır saklamak
keep a stiff upper lip soğukkanlı olmak
keep a tight rein on dizginlemek, sıkı denetlemek
kick up a fuss kavga çıkarmak
kick up a row kavga çıkarmak, kavga çıkarmak
know a thing or two işi bilmek
land a blow bir yumruk oturtmak
lash oneself into a fury çatmak
laugh like a drain makaraları koyvermek
lay a foundation temel atmak
lay it on with a trowel ballandıra ballandıra anlatmak
lead a person a pretty dance birinin başına çorap örmek
lead sb a dance birinin başına iş açmak, birini üzmek
lend a hand to yardım etmek
lend sb a hand birine el vermek
lie like a trooper çok yalan söylemek
lift a ban bir yasağı kaldırmak
light a fire ateş yakmak
like a bolt out of the blue tepeden inme
like a bomb bomba gibi, çok iyi
like a bull at a gate paldır küldür
like a bullet out of a gun kurşun gibi hızlı
like a bump on a log put gibi
like a cat with nine lives dokuz canlı
like a lamb kuzu gibi
like a sack of potatoes patates çuvalı gibi
like a ship without a rudder serseri mayın gibi
like a shot hemen, istekle, anında
look a gift horse in the mouth hediyede kusur aramak
look as if one has seen a ghost hayalet görmüş gibi olmak
look for a needle in a haystack samanlıkta iğne aramak
maintain a price fiyat düşüşünü engellemek
make a bed yatak yapmak
make a beeline for sth en kestirmeden ulaşmak
make a booking rezervasyon yaptırmak
make a business call iş görüşmesi yapmak
make a clean breast of itiraf etmek, içini dökmek
make a collect call ödemeli alısünlemek
make a dart for -e hamle yapmak, -e atılmak
make a decision karar vermek
make a dent in bir işe el atmak
make a difference fark etmek
make a face suratını buruşturmak
make a fire ateş yakmak
make a hash of it yüzüne gözüne bulaştırmak, arapsaçına çevirmek
make a hit with sb birinin gönlünü hoş etmek
make a loss ziyan etmek
make a meal of gereğinden çok gayret sarf etmek
make a memorandum of not almak
make a mess of yüzüne gözüne bulaştırmak
make a mistake hata yapmak
make a mountain out of a molehill pireyi deve yapmak
make a move harekete geçmek, gitmek
make a name for oneself ün kazanmak
make a night of it gecenin tadını çıkarmak
make a noise şamata yapmak, tavış çıkarmak
make a pig of oneself domuz gibi yemek/içmek
make a pig's ear out of yüzüne gözüne bulaştırmak
make a plea dava açmak
make a point of -in üzerinde durmak
make a private call özel alısün görüşmesi yapmak
make a promise söz vermek
make a reservation yer ayırtmak, rezervasyon yaptırmak
make a reverse charge call ödemeli alısünlemek
make a rod for one's own back başını belaya sokmak
make a scene olay çıkarmak, rezalet çıkarmak
make a splash fiyaka yapmak
make a stink kıyameti koparmak
make a stir heyecana sebep olmak
make a swing through küçük bir tur yapmak
make a vow ant içmek
make a wage-claim vergin artışı talep etmek
make a wish dilekte bulunmak, dilek tutmak
make a wry face yüzünü ekşitmek
make out a cheque çek yazmak
many a time sık sık
many a birçok
meet a demand talebi karşılamak
mount a horse ata binmek
much of a muchness Ayvaz kasap hep bir hesap
never miss a trick çöp atlamaz olmak
node of a curve boğum çekidi
not a bit hiç de değil, asla
not a few az değil, birçok
not a living soul tek bir Allahın kulu
not a stitch on çırılçıplak
not a whit hiç, asla
not breathe a word about ser verip sır vermemek
not care a hoot iplememek, şeyine takmamak
not care a rap metelik vermemek
not care a sod iplememek
not enough room to swing a cat avuç içi kadar, çok darıskal oda, ayak koymaya boş yer yoktur, boş yerin olmaması, nereninse basırık olması
not give a shit sikine takmamak, siklememek
not give a sod iplememek
not have a clue anlayamamak, hiçbir fikri olmamak
not have a dog's chance hiç şansı olmamak
not have a leg to stand on tutunacak dalı olmamak
not hold a candle to eline su dökememek
not lift a finger parmağını bile kıpırdatmamak
not move a muscle kılını kıpırdatmamak
not much of a iyi bir değil
not say boo to a goose tavuğa kışt bile diyememek
not sleep a wink gözüne uyku girmemek
not to stir a finger kılını kıpırdatmamak
not turn a hair kılı deprememek, tınmamak, kılını kıpırdatmamak
not worth a dime beş para etmez
not worth a hoot beş para etmez
not worth a rap beş para etmez
not worth a shit bir boka yaramamak, beş para etmemek
nurse a grudge kin beslemek
occupy a post görevde bulunmak
offer a bribe rüşvet teklif etmek
offer a price pey sürmek
on a line aynı hizada
on a shoestring çok az para ile
on a turnkey basis anahtar teslimi
once a year yılda bir
once in a blue moon kırk yılda bir
once in a while arada bir, bazen
once upon a time bir zamanlar, bir varmış bir yokmuş
open up a business iş açmak
or I'm a Dutchman değilse Arap olayım
over a barrel sıkışık durumda, zor bir durumda
owe sb a grudge kin beslemek
pass a bill yasa tasarısını kabul etmek
pass a check çeki tahsil etmek
pay a left-handed compliment kaş yapayım derken göz çıkarmak
pay a visit ziyaret etmek
pick a quarrel kavga çıkarmak
pissed as a newt küfelik, zom
pit a pat hafif hafif çarpma, tıkırdama
pitch sb a curve ball yüreğini ağzına getirmek
place a bet bahse girmek
play a joke on sb oyun oynamak, işletmek
play a part rol oynamak
play a role rol yapmak
point a moral ahlak dersi çıkarmak, kıssadan hisse çıkarmak
pound a beat volta atmak
pound into a jelly tozunu silkelemek
proceed to a vote oylamaya sunmak
pull a face surat asmak
pull a fast deal hileli iş yapmak
pull a fast one kazık atmak
put a light to yakmak, tutuşturmak
put a spoke in sb's wheel birinin çanına ot tıkamak
put sb on a pedestal birini baş tacı etmek
put up at a hotel konakçıda konaklamak
quite a bit epeyce
quite a few birçok, bir talay
raise a hue and cry etekleri tutuşmak
raise a stink kıyameti koparmak
raise up a dust toz koparmak
read like a book ciğerini okumak
reduce to a pulp şoka uğratmak, ne yapacağını şaşırtmak
remainder of a debt borç bakiyesi
render a profit kâr bırakmak
rent a car service araba kiralama servisi
return a favour yapılan iyiliğin karşılığını vermek
return a verdict of guilty suçlu bulmak
reveal a secret sırrı açıklamak
ride a high horse büyüklük taslamak
ride for a fall canına susamak
ring a bell bir şey hatırlatmak, yabancı gelmemek
roman a clef uydurma kişi ve yerlerin kullanıldığı roman
Rome wasn't built in a day Boyacı küpü mü bu?
rule with a rod of iron gözünün yaşına bakmamak
run a business işi çekip çevirmek, işi yönetmek
run a risk riske girmek, tehlikeye girmek
run a temperature ateşlenmek, ateşi olmak
run into a stone wall çıkmaza girmek
run on a shoe-string az parayla işletmek
segment of a circle daire parçası
sell at a sacrifice zararına satmak
sell sb a bill of goods birine külah giydirmek
sell sb a pup birini kafese koymak
set a good example iyi örnek olmak
set a high standard yüksek bir standart tutturmak
set a precedent emsal oluşturmak
Set a thief to catch a thief Dinsizin hakkından imansız gelir
set off on a journey yolculuğa çıkmak
set sb on a pedestal idealize etmek, yüksek paye vermek
set up a business iş açmak
shake like a jelly tir tir titremek
shake like a leaf tir tir titremek
share and share a like eşit paylarla
shoot a line atıp tutmak
show a clean pair of heels tabanları yağlamak
sing a song şarkı söylemek
sit on a powder keg dikenli fıçı üzerinde olmak
sleep like a log kütük gibi uyumak
smell a rat bir katakullinin kokusunu almak
smoke like a chimney baca gibi tüttürmek
son of a bitch alçak, orospu çocuğu, itoğlu it
son of a gun fırlama, şamata herif
speak softly and carry a big stick aba altından değnek göstermek
spend a penny işemek
spin a yarn palavra atmak, hikâye anlatmak
spring a leak su sızdırmaya başlamak
stage a sit-in oturma grevi yapmak
stand a chance şansı olmak
start a meeting toplantıyı açmak
start with a clean slate sil baştan yapmak
steady as a rock kaya gibi sağlam
steal a glance göz ucuyla bakmak
steal a kiss çaktırmadan öpmek
stick like a burr kene gibi yapışmak
stink like a polecat leş gibi kokmak
stir up a hornet's nest belayı aramak
stop a gap tıkamak, kapamak, tıpalamak
storm in a teacup bir bardak suda koparılan fırtına
strain a point özel muamele yapmak
strike a bad patch başı dara düşmek
strike a balance dengeyi bulmak, denge sağlamak
strike a bargain anlaşmaya varmak, uzlaşmak
strike a cord hatırlatmak, aklına getirmek
strike a light kibrit çakmak
strike a sour note tadını kaçırmak
suffer from a swollen head böbürlenmek, kibirlenmek
sustain a defeat yenilmek, hezimete uğramak
swear a blue streak ana avrat dümdüz gitmek
swear like a trooper ana avrat düz gitmek
take a back seat köşesine çekilmek
take a bath yıkanmak, banyo yapmak
take a bathroom banyo yapmak, yıkanmak
take a bearing kerteriz etmek
take a bus otobüse binmek
take a chair oturmak
take a chance riske girmek
take a copy suretini çıkarmak
take a cruise vapurla geziye çıkmak
take a dim view of küçük görmek
take a dim view iyi gözle bakmamak
take a dip dalış yapmak, dalmak, cummak
take a fancy to hoşlanmaya başlamak
take a gander göz atmak
take a hint leb demeden leblebiyi anlamak
take a leaf out of sb's book özüne örnek almak
take a licking kötek yemek
take a photograph resim çekmek
take a pity on acımak
take a rest dem almak
take a seat lütfen oturun, buyrun oturun
take a shine to kanı kaynamak
take a short break birkaç günlük bir tatile çıkmak
take a shot in the dark kafadan atmak
take a shower duş almak
take a stand on kararlı olmak
take a stand tavır almak
take a tumble tepetaklak gitmek
take a vote on sth oya koymak
take a vow ant içmek
take out a loan bankadan kredi almak
take out a patent patent çıkartmak
take sb down a peg or two burnunu kırmak, bozum etmek
take sb for a ride kazıklamak, aldatmak, kandırmak
talk a blue streak jet gibi konuşmak
talk a mile a minute çan çan etmek
tear a strip off harcını vermek
tell a long rigmarole zırvalamak
tell a story masal anlatmak
Thanks a lot! €ok teşekkürler!
the ghost of a bir parçacık, çok az, azıcık
throw a fit tepesi atmak
throw a monkey wrench in the works işi bozmak
throw a sop to önüne sümük atmak
throw a spanner in the works ortaya bir balgam atmak
throw for a loop eşekten düşmüş karpuza döndürmek
throw up a job işini bırakmak, istifa etmek
to a turn tam kararında pişmiş
to some a certain extent bir dereceye kadar
to start a car motoru çalıştırmak
touch a sore point bam teline basmak
touch a sore spot damarına basmak
treat something as a joke işi şakaya vurmak
turn a blind eye to -e göz yummak, görmezlikten gelmek
turn a blind eye göz yummak, görmezlikten gelmek
turn a deaf ear to kulak asmamak, işitmezlikten gelmek
turn over a new leaf yeni bir yaşama başlamak
under a ban yasaklanmış
under a cloud şüphe altında
use sb as a cat's paw birini maşa olarak kullanmak